DESTEKLEYİCİ VE TEDAVİ

EDİCİ YAKLAŞIMLAR

dr haluk alan

DÜZENLEYİCİ TIP

AKupunktur TEDAVİSİ

Dr Haluk alan

beden ve ruh 

BİR BÜTÜNDÜR

dr haluk alan

Depresyon Tedavisi

DEPRESYON NEDİR? ve Akupunkturla Tedavisi

Depresyon bütün dünyada oldukça sık görülen iş gücü kaybı ve intiharlara neden olabilen temel bir halk sağlığı sorunudur. Depresyon en yalın tanımıyla “ruhsal çöküntüyü” ifade etmektedir. Depresyon, ruhsal rahatsızlıklar içinde en eskiden beri tanımlanan bozuklukların başında yer alır.

Depresif hastalığın en belirgin özelliği, depresif duygu durumudur. Suçluluk duygusu ve intihar düşünceleri de bu temel bulguya eşlik eden özelliklerdir.

Giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi depresif duygu durumu ile günlük yaşantımızda bir şekilde karşılaşıyoruz. Hatta zaman zaman bunun farkında bile olmuyoruz. Bu durum yaşanır ve geçer. Kimi zaman da bu etkileşimi duruş, davranış ve konuşmalarımızla dışa yansıtırız. Her ne kadar kişi depresif duygu durumu içerisinde olsa da, gündelik yaşantısını sorunsuz denebilecek şekilde sürdürüyorsa problem yok demektir.Yok eğer bu etkileşim; zaman ,sıklık,belirtilerin şiddeti ve birlikteliği bakımından bir süreklilik arzediyorsa ve buna kendini yetersiz görme ve/veya suçlama ve umutsuzluk ilave oluyorsa  depresyon hastalığı ile karşı karşıyayız demektir. Bir hastalık olarak kabul edilmeyen ve günlük yaşantıda olağan gelişme olarak değerlendirilen; yas, hüzün ve üzüntü şeklindeki depresif belirtilerle, bizlerin depresyon hastalığı (Majör Depresif Bozukluk) olarak tanımladığımız bozukluk arasındaki ayırıcı temel nokta budur. Her depresif belirti gösteren kişi hasta olarak tanımlanamaz.

Öte yandan, hastalığa karşı kişilerin göstermiş olduğu tepkiler de farklılık göstermektedir. Hatta depresyondaki birçok hasta, sadece bu rahatsızlığını dikkate alarak tıbbi tedavi arayışında değildir.Oran yaklaşık yüzde seksenler civarındadır. Depresif belirtilerden ziyade, hekime başvurular genelde fiziksel nedenlere; iştahsızlık,zayıflama,halsizlik,bitkinlik,yorgunluk,çarpıntı gibi şikayetlere bağlıdır. Bu esnada belki de yoğun bir şekilde yaşanan depresif belirtilerden söz edilmez. Depresif belirtiler arka plana itilir ve hatta hekimin bu belirtileri sezebileceğinden, ortaya çıkartacağından korkulduğu bile olur. Belki de; doğu kültürünün bir ifadesi (bu bir eksikliktir, aman çevre duymasın…) olarak ülkemizde bu durum hala başat bir rol oynamaktadır.

Etrafımızda duyulan tüm bu çan sesleri, aslında bir gerçeğin ifadesinden başka bir şey değildir. Bir hekime görünülmesini gerektirecek kadar önemi olan bu belirtiler,esaslı bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilen depresyonun belli başlı belirtilerinden bazılarıdır. Özellikle başta erkekler olmak üzere psikolojik bir sorun için hekime müracaat etmek sanki ayıpmış gibi görülür.

Dünya Sağlık Örgütü (W.H.O.) araştırmalarına göre, aile hekimlikleri gibi birinci basamak sağlık hizmetleri sunan kuruluşlara başvuran hastaların yaklaşık %25’inde ruhsal bir bozukluk görülmektedir. Bunun da %8-12’lik dilimini depresyon işgal etmektedir. Ama maalesef bu aşamada tanı konulamaması nedeniyle tedaviye alınamayan birçok hasta bulunmaktadır. Teşhisin geç konması(hatta konulamaması) beraberinde gereksiz tetkik ve tedavilere başvurulmasına neden olmaktadır. Doğaldır ki, bu amaçla yapılan her işlem bir ekonomik kayıp olarak geri dönecek, gereksiz yere para ve zaman kaybına yol açacaktır. Hastalığın bir de teşhisten sonraki tedavi bölümü var ki onu da yeri geldiğinde ele alacağız.

İstatistiklere şöyle bir göz atacak olursak; teşhisin ne kadar karışabilir olduğunu da kolayca anlarız. Birçok hastalığın semptomları(belirtileri) arasında yer alan yorgunluk şikayetiyle başvuran hastaların, yaklaşık %23’ünde depresyon saptanmıştır.Yine aynı şekilde; bel, sırt ve baş ağrıları ile hekime gelen hastaların da yaklaşık %27’sinde hastalık depresyon olarak tanı almıştır. Ancak yapılan araştırmalara göre (Katon), bedensel hastalıklar ve depresyon arasında bunun tersi bir ilişki de söz konusudur. Bir bedensel hastalık olan Myokard Enfarktüsü’nü geçirmiş kalp hastalarının en önemli ve sık ruhsal belirtisi, %30-60’lar seviyesinde gözlemlenen depresyondur.

İstatistikler belki her şey değiller ama, insanları uyarıcı olmaları yönleriyle çok şey ifade ettikleri kesin. Bir çarpıcı istatistiksel bilgi daha; insanların %99,5’i günlerinin yaklaşık %25’ini sıkıntılı, moralsiz, somurtuk, güçsüz yani bunalımlar içinde geçirmektedir. Üstelik hiçbir esaslı gerekçe ileri süremiyorlarken...Oysa, özlemini çektiğimiz mutlu azınlığın içinde yer almamız için sayısız artılarımız ve güzelliklerimiz var. Bir an için şimdi okumayı bırakın kısa bir süreliğine gözlerinizi kapatın ve sahip olduklarınıza odaklanın. Ve lütfen şükredin. Aldığımız bir nefes bile, bize iki kez üst üste bahşedilen yaşam demektir. Fakat insan kendi kendinin düşmanı(!) olmayı maalesef daha iyi beceriyor. Bunu yaparken de daima kendi dışında bir neden veya nedenleri arıyor. Kendi düşüncelerinin, aslında duygu ve davranışlarının bir sonucu olduğunun gerçeğinden uzak durarak… İnsanlar algı ile olguyu karıştırdıkları için çoğu zaman maalesef çıkmazları yaşamaktadırlar. İnsanın kendine yaptığını hiçbir kişi ona yapamaz. Etkileşim ve iletişimde bulunduğunuz insanlar ve olayların, meydana getirdiklerinden daha çok, sizin onlara yüklediğiniz anlamlar, duygu ve davranışlarınızı oluştururlar. Yaşama bir de bu gerçekten bakın. Bakalım neler değişecek?

Yıllar önce bir gazete için yazdığım yukarıdaki bu yazıya ilaveten akupunktur’un tedavideki yararlılığına dair de birkaç bilimsel veriye yer vermek istiyorum.

Ama oraya gelmeden önce, depresyonun nedenlerine ilişkin, Bilişsel Davranışçı Psikoterapi Eğitimlerine katılarak bilgilendiğim hocam Prof. Dr. Hakan TÜRKÇAPAR’ın DEPRESYON kitabından kimi alıntılara yer vermek istiyorum.(Türkçapar H., Klinik Uygulamada Bilişsel – Davranışçı Terapi: Depresyon. Hekimler Yayın Birliği. Ankara.2009)

“Depresyon tek bir nedene bağlı değildir. Yaşanan olaylar, kişilik yapısı ve bunlara eşlik eden veya bazen de depresyona girmeyi kolaylaştıran beyindeki kimyasal değişiklikler bugün için depresyona neden olduğuna inanılan üç ana etkeni oluşturur.” “…depresyonu tetikleyebilecek olası yaşam olaylarının ortak özelliği kişide bir kayıp duygusunu yaratmalarıdır.” (Shf. 19).

Beck’in depresyon modeline göre; “deprese hastanın düşünce içeriğinin merkezinde önemli bir kayıp yer alır. Mutluluk ve huzuru için çok gerekli gördüğü bir şeyleri kaybetmiş olduğunu algılar, her önemli girişimle ilgili olumsuz sonuçlar bekler; kendisini önemli hedeflere ulaşabilmek için gerekli özelliklerden yoksun olarak görür. Bu tema kognitif (Bilişsel) üçlü terimiyle formülize edilebilir: Olumsuz bir kendilik kavramı, yaşam deneyimlerinin olumsuz yorumlanması ve geleceğin nihilistik bir görünümü./… “deprese hastanın yetenekleri ve geleceğiyle ilgili gerçek dışı biçimde düşmüş kavrayışını iyileştirebilirsek ardından depresyonun azalmış moral, işe güce dönük güdülenmenin kaybolması gibi ikincil belirtilerin buna uygun olarak düzelmesi beklenir.” (shf.24-25).

Bunlara ilaveten Seligman’ın “öğrenilmiş çaresizlik” modelini de (ne yaparsam yapayım sonuçta hiçbir şey fark etmiyor) dikkate aldığımızda; mutluluk ve başarıya giden yoldaki en önemli unsur olan “eyleme geçmek” aşamasındaki sıkıntının nedeni bulunmuş olur.

Doç.Dr. Özgür ÇAKMAK’ın yaklaşımıysa şöyle; “Beynimizde var olan ödüllendirme- tatmin döngüsü (motivasyonu sağlar. H.A.) amaca yönelik hareketleri planlayan, hareket ettiren ve bu hareketi kontrol eden merkezleri içine alan önemli bir halkayı içermektedir. Modern bir insanın bütün gün masa başı çalışmaya başlaması bu döngüden beynin ödül merkezine akışı en aza indirmiştir.(Motivasyon kırılması, çaresizlik…H.A.). Sadece planlanan ve hareket içermeyen (eyleme geçilmeyen…H.A.) problemlerin çözümü ile gelen uyarılar beynin ödüllendirme merkezini yeterli miktarda uyaramamaktadır./… Günümüzde depresyonda gözlemlenen hareket isteksizliği ve motivasyon azlığı da bu döngünün önemini vurgulamaktadır.”

 

Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarında Akupunktur Tedavilerinin Yeri

 Akupunktur, depresyonun nedenleri arasında gösterilen iki önemli faktöre etki edebilmektedir. Bunlardan biri olan beyindeki kimyasal değişiklikler, serotonin üzerinden etki eden bazı kulak ve vücut akupunktur noktalarıyla belli bir dengeye getirilebilmektedir. (Dr. Abut. Yeditepe Üniversitesi Akupunktur Eğitimleri Ders Notları. 2012). “Depresyonda etkili olan ilaçlar, Dopamin, Serotonin gibi duygu durumunu pozitif yönde etkilediği bilinen nörotransmitter adı verilen ve beyin hücreleri arası iletişimde görevli molekülleri artırmaktadır. Elektroakupunktur ile yapılan araştırmalar Dopamin, Serotonin ve Endorfin gibi depresyon ilaçlarının hedeflediği molekülleri beyinde artırdığını ortaya çıkarmıştır.” (clinican.drcakmak.com/irisdetay.aspx?id=6)

İkinci faktör için yine Doç. Dr. Çakmak Hocanın literatür taramalarına müracaat ediyorum; “Akupunktur uygulamalarının beynin motivasyon ve ödüllendirme merkezi olan nucleus accumbens’i direkt olarak uyardığı Harvard Üniversitesinde yapılan araştırmalarca (Fonksiyonel MR çalışmalarıyla) gösterilmiştir. Bu özelliği nedeniyle akupunktur, ödüllendirme- motivasyon-tatmin döngüsüne destek sağlamaktadır.

Depresyon ilaçlarının en önemli etkilerinden bir tanesi beyindeki hafıza merkezi Hipokampus’taki yeni nöron oluşumuna yardım etmesi bu bölgedeki hücre ölümlerini engellemesidir. Yapılan fonksiyonel MR çalışmaları akupunktur’un Hipokampus bölgesini uyardığını göstermiştir. Yapılan DNA düzeyindeki çalışmalar ise, akupunktur’un BDNF adı verilen ve nöron gelişiminde önemli olan kimyasalın düzeylerini tekrar normal seviyesine çıkarttığını kanıtlamıştır.” (clinican.drcakmak.com/irisdetay.aspx?id=6).

   Çakmak Hocanın söylediği gibi kısacası Elektroakupunktur; “depresyon tedavisine destek sağlayan en önemli tamamlayıcı tıp uygulamalarından biridir.”